Kayıtlar

edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Duygular ve dalgalar !

Resim
 "Duygular dalgalar gibidir " Hayatta her zaman aynı duygulara sahip olamayız .Tıpkı deniz gibi su gibi.Sular hep durgun mu olur ? Bazen fırtınalı geçer deniz bazen güneşli .Bazen sakin usul usul yol alır gemiler ama bazende çılgın dev dalgalarla mücadele ederler... Tıpkı insan gibi ... Bazen bir güne güzel uyanırken diğer sabaha bambaşka bir ruh haliyle uyanabiliriz. Bugün mutlu yarın mutsuz olabiliriz .Şuan belki sinirliyiz,öfkeli, telaşlı ,üzgün ,düşünceli ya da şuan hangi duygu durumuna sahipseniz .Ama biliyoruz ki ve sizde biliyorsunuz ki geçen zaman gibi duygularımız da yerini başka duygulara bırakacak. Sular durulacak. Yükselicekte aynı zamanda. Fırtınaya göğüs germemiz gerekecek belkide . İşte önemli olan büyük dalgalara kapılıp büyük duyguların yanında büyük kararlar vermemek.  Tam da bu yazımla ilgili bugün karşıma çıkan bir klinik psk.  tarafından paylaşılan bir yazıyı alıntılamak istiyorum ... Diyor ki: "Hayatımız boyunca karşılaştığımız her duygu,dalgalar gi...

Yaşamak Telaşı!

Resim
 Yaşama telaşı sarmış hepimizi. Bazen hayatın senin öyle üstüne üstüne geldiği zamanlar olur ki ... Bir kaçış ya da çıkış yolu ararsın kendine ... Ve ya tam tersi kaybolup gitmek istersin o karanlıkta... kimilerimiz hayatın o üstüne üstüne geldiği anda hayata devam edecek sebepleri vardır ... kiminin bir sevdiği,kiminin çocuğu,kiminin umudu,kiminin eşi, kimininde kimsesi yoktur kendinden başka ,ne tuhaf dimi hayatta her gün bambaşka bir mücadele ile yaşamaya devam ediyoruz. Yaşamak buysa eğer... Ne ağır sancılı değil mi yaşamak  Hayat bir seher vakti gecenin ucunda  Sabah güneş yükseltirken tepeye  Yeni bir gün daha başlıyor  İnsanoğlu her şeyden habersiz ... Belkide çok takmamak lazım yaşamı hayat dediğin bir güneş doğuşu bir güneşin batışı arasında. Yaşam mücadelesinin ruhumuza bıraktığı yaralarla nereye kadar devam edebiliriz . Edemeyiz ... Birgün öyle düşeriz ki yanımızdaki insanlar bile kurtaramaz bizi . Kendi elinden kendin tuttuğun zaman işte o zaman be...

Kıran siz olmayın! Kırılan olsanız da...

Resim
''Kırıcı ve gururluyuz '' Yaşamda insanı pekçok farklı duygu yönetir. Bazen birini çok severiz, bazen birinden nefret ederiz, bazen kırılırız, kızarız. Yaşadığımız duygu karşımızdaki insana aynı duyguyu yaşatma hissi yaratır. Ve insan elindeki en etkileyici silahı kullanır. Duygularını davranışlara döker. Kırıldığından fazla kırar. Sevildiği kadar sevmez. Sevdiği kadar sevilmez. Nefret ederken bir taraf, nefret nedir bilmez diğer taraf. Diyor du ya şair; Yarın öleceğimizi bilsek, tüm kırgınlıklarımızı unuturuz; ama biz sonsuza kadar yaşayacakmış gibi kırıcı ve gururluyuz! İnsanoğlu her ne kadar kabul etmesede çoğu kez bu durumu. Gururludur ve kırıcıdır. Çoğu zaman da gururu en büyük etkendir, yaşattıklarında ve yaşadıklarında.  Gerçektende yarın öleceğimizi bilsek affederdik bizi kıran herkesi, yarın öleceğimizi bilsek kırmazdık, kızmazdık ardımızda kalacakları. Unutabilirdik her şeyi... Gurur denilen duygu,bazen vurur insanı! İnsan, gururunu kontrol edemediği zaman, gu...

Uzaklaştıkça kendi yüreğine yaklaşmak...

Resim
 Uzaklaştığın her şey belki de seni kendine daha çok yaklaştırıyordur ... İnsan, aitlik ve alışılmışlık duygusunun kısır döngüsü  içinde ait olduğunu düşündüğünü yeri terk edemez! Aslında ait değildir oraya ama ait hissediyordur kendini alışmıştır çünkü!  Halbuki uzaklaşabilse kendini keşfedebilse yüreğine daha çok  yaklaşacaktır her adımında . Günlük hayatın bizi mutsuz eden detayları, kalıpların dışına çıkmadan bastırdığımız duygular , kendi kendimize koyduğumuz ruhumuzun ve bedenimizin prangaları... Aslında ait olmadığımız o kadar duygu var ki içimizde ait hissetmek zorunda olduğumuz.  Kendimizi bulmamız için terk etmemiz gereken o kadar alışkanlıklarımız var ki... İnsan bazen gidebilmeli, vazgeçme cesareti gösterebilmeli . Bir eylem olarak değil sadece kendinden de gidebilmeli ya da sevdiği yeri terk edebilmeli bazen ne kadar üzülsekte acı çeksekte uzaklaşmak gerekir. Ağlayarak ayrıldığınız yere bir gün belki gülümseyerek geri dönebilirsiniz. Ya  da dön...

Sessizlik, en iyi cevaptır...

Resim
 Sessizlik, çok şey anlatır, İnsana... Thomas Stearns Eliot diyor ya ; "Söylediklerinizin değerini bilmeyen birine göstereceğiniz en güzel tavır, sessiz kalmanızdır. " Bırakın karşınızdaki insan sizi anlamak istediği kadar anlasın . Siz ne kadar anlatmaya çalışsanızda kendinizi o yine sizi anlamak istediği kadar anlayacak . Bazen susmak, derin bir sessizlik en büyük cevaptır aslında anlamak isteyene. Sessizlik bile çok şey anlatır insana. Nikos Kazancakis'in dediği gibi ; "Sessizlik iyidir , her şeyi söyler " Sessizlik, bomboş gibi görünsede aksine dopdoludur. Konuşmak fayda vermez bazen. İnsan  işte! Konuşmak anlatmak ifade etmek ister kendini yine de... Çünkü anlaşılabilmek ister! Ama, bazen ne kadar çok anlatmaya çalışsa kendini o kadar çok anlaşılmaz. Hayatta bazı zamanlar olur. Söyleyecek çok şeyiniz olur . Çok şey vardır, söylenecek. Ama bazen, bazı duygularda konuşularak anlatılmaz! Susar insan ...  Kırılmıştır,kızmıştır, anlaşılamamıştır... Oysa ki...

Bazen Kaybetmek Gerekir

Resim
  Kaybetmek... Hepimiz bu duyguyu hayatın farklı evrelerinde farklı şekillerde deneyimledik ve deneyimlemeyede devam edeceğiz. Bu hayat yolculuğundaki son durağımız değil! Tam tersi bir durak sadece ... Tecrübe durağı! Bir şeyleri kaybedeceğiz ki hayattaki en büyük deneyimi, tecrübeyi kazanalım . Bir şeyleri kaybetmeden bir şeyleri kazanamaz İnsan. Çünkü bazen kaybetmek gerekir! "Hayat kaybettiğin yerde başlar" diyordu şair. İnsan,önce düşmeli ki yeniden eskisinden daha güçlü adımlarla kalkabilsin ayağa . Çünkü düşmüştür,artık bir kere Bir kez daha düşse ilkinden güçlü kalkacaktır ayağa. Hayat size bir şeyi kaybettirmeden bir şeyleri kazandırmaz. Hayatın amacıda bu değil mi? Önce kaybet ki sonra kazan. İnsan sahip olduğu şeyleri mi kaybeder ? Yoksa hiç sahip olamadığı , sahip olduğu  sandığı şeyleri mi ? Hangisi daha zor bilinmez. Ama en zoru da sahip olduğunu sandığı hiç sahip olamadığı şeyleri kaybetmesi. Ve sonra onları yeniden kazanmak için kendi yolunu kaybedişi....

Kabullen ! ve yoluna devam et...

Resim
Bazen savaşmak yerine kabullenmek gerekiyor  Kristih Hannah, Ateşböceği Yolu'nda diyor ya; Bazen, kabullenmek gerekir, ya elindekilerin farkına varıp yoluna devam edersin ya da sahip olamadıklarını düşünür durursun.  Mutluluğa, giden yolun savaşmak değil kabullenmek olduğunu anladığınız anda kazanıyorsunuz.  Bazen hayatta seçimler yapmanız gerekir. Çok sevdiğiniz yerleri bazen terk etmeniz gerekir. Bırakıp gitmek acıtsa da bazen bazı sonuçlarda neden aramamak gerektiğini kabul etmek gerekir . İnsan  öyle derin ve karmaşık duygular barındırır ki içinde bir durumu kabullenene dek verdiği mücadele kendi yolunu kaybedişidir de aslında . Umutla girdiğiniz yollardan bazen hüzünle ayrılmanız gerekir. Üstad'a sormuşlar; - En ağır  yük nedir şeyhim? -Kabullenmek... -Nasıl? -İnsan kabullenemediği  şeylerin ızdırabıyla  yaşar ve gönlündeki yükle ölür... Bu yenilgi değildir... Vazgeçmektir belki . İnsan kendi yolunu ancak böyle bulabilir . Bazen ne kadar çabalasan...

Zamanı ''zamanda'' bırakın ...

Resim
 Duvarda asılı duran saatin içinde birbirini kovalayan akrep ve yelkovan...  Günler dünleri,  dünler haftaları, haftalar ayları ve aylar yılları kovalarken zaman  akıp gidiyor . Duvarda asılı duran saatin içinde birbirini kovalayan akrep yelkovan hiç durmuyor. İnsan, zamanın içinde zamanı arıyor! Zamana bırakıyor, acıları,kayıpları,ayrılıkları... Peki ya zaman...Zaman size bırakıyor mu, sizin zamana bıraktıklarınızı? Zaman size ne bırakıyor? Acı, öfke, özlem, pişmanlık... Geçmiş ve geleceğin arasındaki o köprüde ne çok anda duruyoruz. Geleceğe bir adım atmak isterken, bir adımımız geride geçmişte takılıp kalıyoruz. Çünkü ne olursa olsun bir parçamız hep geçmişte kalıyor ve kopamıyoruz. Geçmişi özlüyoruz, anıları, dünleri bir yanımız hala  orda yaşamaya devam etmek istiyor. Ama geçip giden zaman beklemiyor. Aslında insan ömrü o kadar kısa ki bu zaman içinde. Bir güneşin doğuşu ve batışı. Ve zaman yaşamın bize imtihanı. Sevgi,nefret,iyilik ,kötülük tüm bu duygular...

Yaşadığımız her darbe gelişmesi gereken yanımızın aşısı..

Resim
 İnsan yaşamı boyunca hep mutlu olsaydı! hayatın anlamı kalır mıydı ? Bazen acı öyle ummadığınız bir anda  hayatınıza gelir ki sizi aydınlıktan o derin karanlık çukura çeker. O en sevdiğiniz denizde yüzerken aniden gelen bir dalga sizi uçsuz bucaksız maviliklerde savurur. İnsan denen varlık öyle güçlü ve öyle güçsüzdür ki aynı zamanda acı insanı paramparça eder ya da o parçalardan yeni bir insan yaratır. Aslında burda acıya verdiğimiz o tepki oluşumumuzun ilk basamağıdır. İnsan yaşamı boyunca hep mutlu olsaydı...Hayatın anlamı kalır mıydı? İnsana acı, ekmek gibi su gibi gerekli aslında. İnsan acıyla iyileşir! Bize sunulan acılar, bazen bize kim olduğumuzu gerçekte ne olmak istediğimizi gösterir ya da hatırlatır. Bazen kendimizi bulmamız için bir pusuladır... Her acı birşeyler götürür elbette ki insan hayatından ama bir çok şeyi de geri kazandırır. Kayıplarımız, korkularımız, travlarımız hepsi ne çok şey kattı insana! Aslında insan olabilmek tam da burada başlar. Bazen duvarlar...