Kayıtlar

İnsan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir gece yarısı İNSAN !

Resim
  Sonra bir gece yarısı oturur düşünür İnsan ... İnsan nedir?  Karmaşık birkaç düşünce. Durmadan dönüp duran çarkın içinde zamana ayak uyduran ,bir bedende onlarca yaşayan ruh...  Çoğu kez anlamaya çalışırız, anlatmaya ya da anlaşılmaya çabalarız. Bir gece yarısı oturur, düşünürüz olanları , olacakları ya da hiç olmayacakları... Bunca karmaşanın düşüncenin arasında bir gün vakit bitmiş olacak.Tüm düşüncelerimiz toprak olacak.  İnsan nedir ? Bu sorunun cevabını hiçbir zaman tam manasıyla veremeceğiz ?  Biyolojik varlığımızın yanında bizi biz yapan binlerce sebep var !  İnsan nedir? Vicdan sahibi olmamız mı? Atan bir kalp ? Seven , özleyen... Acıyı ve mutluluğu iliklere kadar yaşamak. Durmadan düşünebilen...  Öfkelenen , sinirlenen , korkan , ağlayan ,gülen.... Bir sürü duyguyu içinde taşıyan ve yaşayan ... Hafıza sonsuz bir bellek dünü saklı tutan geleceği sınırsızca hayâl edebilen . Hisseden ... Bizi biz yapan daha binlercesi bizi İnsan nedir ? Sorusun...

Sen Olunca...

  Sen olunca gerek kalmazdı güneşe Gözlerin aydınlatırdı tüm evreni Göğsün en büyük sığınağım olurdu  Sözlerin en sevdiğim şarkı olurdu Sen olunca kışlar üşütmezdi beni Isınırdım sen kocaman ellerinle elimi tuttuğunda Gözlerin değdiği zaman gözlerime Bütün korkularım son bulurdu Sen yanımda olunca sonsuz olurdum  Sonra gittin bir Kasım sabahı Gidişinle sonum oldun Şimdi sensin yalnızlığımın sebebi Gidişinle kaç mevsim geçti saymadım Geçen her zaman daha da yara açtı  Hergün, geçen her ay, geçmiş her yıl için Yeni bir hasret ekledim hasretine Sen gidince hasret kapanmaz yara oldu Aydınlıklar karanlığa karıştı Bütün zamanlar hüzün gözyaşı doldu Hasretin hiç dinmeyen sancısı oldu Yıkık dökük yara alan yüreğimin... Babama büyük bir özlemle Tüm Ölümsüz babalara...

Uzaklaştıkça kendi yüreğine yaklaşmak...

Resim
 Uzaklaştığın her şey belki de seni kendine daha çok yaklaştırıyordur ... İnsan, aitlik ve alışılmışlık duygusunun kısır döngüsü  içinde ait olduğunu düşündüğünü yeri terk edemez! Aslında ait değildir oraya ama ait hissediyordur kendini alışmıştır çünkü!  Halbuki uzaklaşabilse kendini keşfedebilse yüreğine daha çok  yaklaşacaktır her adımında . Günlük hayatın bizi mutsuz eden detayları, kalıpların dışına çıkmadan bastırdığımız duygular , kendi kendimize koyduğumuz ruhumuzun ve bedenimizin prangaları... Aslında ait olmadığımız o kadar duygu var ki içimizde ait hissetmek zorunda olduğumuz.  Kendimizi bulmamız için terk etmemiz gereken o kadar alışkanlıklarımız var ki... İnsan bazen gidebilmeli, vazgeçme cesareti gösterebilmeli . Bir eylem olarak değil sadece kendinden de gidebilmeli ya da sevdiği yeri terk edebilmeli bazen ne kadar üzülsekte acı çeksekte uzaklaşmak gerekir. Ağlayarak ayrıldığınız yere bir gün belki gülümseyerek geri dönebilirsiniz. Ya  da dön...

Mutluluk her zaman vardır!

Resim
 Mutlu olmak istiyorsan içindeki ışığı açmayı unutma... Mutluluk, dediğimiz şey nedir? Ne kadar uzak bize ve ne kadar yakın aslında... Mutluluk çoğu zaman uzaklarda aradığımız ama aslında her zaman içimizde barınan karanlığımızın içinde saklanan bir ışık gibi bizimle .  İnsan, mutluluğa ulaşmak için kendine hep bir  koşul koyar. O zaman mutlu olacağını düşünür. İstediği işe başlayınca, çok istediği bir şeyi elde edince, gitmek istediği bir yere gidince peki bunlar size kalıcı Mutluluk verir mi ? Ya da mutlu olmak için neden o koşulların gerçekleşmesini bekliyoruz ki?  Mutlu olmak için koşullar koymayın kendinize çünkü hayat siz planlar yaparken sizi bambaşka planlarla karşılaştırır.  Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.  Beklemeyin bir anı birini ya da...  Çok uzağa gitmenize gerek yok , çünkü mutluluk sizinle zaten. İçinizdeki karanlıkta küçük bir ışık.  İnsan her an mutlu olabilmeli yetebilmeli kendi mutluluğuna!  Mutlu olmak iç...

İnsanı, insan mı yorar yoksa hayat mı ?

Resim
 Hayat mı yoksa insan mı ? Seni hem yoğuruyor, hem yoruyor ... Nefes aldıkça her gün , bir güneşin batışıyla ve doğuşuyla devam ediyoruz yaşamaya. Yaşadığımız her yeni gün yeni bir kapı açıyor bize. Bazen açmak istemesek de o kapıları yaşamak ve hayat bunu gerektiriyor.  Yoruluyoruz ve yoğuruluyoruz hayatın içinde. Peki bizi ne yoruyor ne yoğuruyor ya da... Bir söz okumuştum,diyor du ki; Hayat seni hem yoğuruyor, hem yoruyor.Sonra alışmayı öğreniyorsun ya da sabretmeyi. Peki bizi yoran hayat mı ! Yoksa insanlar mı? Ve şunu diyor, Ebu Umudani; Hayat insanı yormaz.İnsanı insanlar yorar, hayat topraktır. Kuyuyu insanlar kazar... Hayat yormaz ki insanı ! İnsanı yine insan yorar. Hayat bu süre zarfında başımıza gelenlerdir sadece...Bizi yoran hayatın şartları değil insanların sağırlığıdır . Her insan öylesine girmez hayatımıza ve öylesine çekip gitmez. Her gelen mutlaka kalana bir şey bırakır ve öyle gider. Bizi yoran da , aynı zamanda yoğurun da insandır , bu yüzden.  Mirza T...

Ümitvar olmak gerekiyor...

Resim
 Nefes aldıkça umut hep vardır! "Bütün iyi kitapların sonunda Bütün gündüzlerin, Bütün gecelerin sonunda Meltemi senden esen Soluğu sende olan, Yeni bir başlangıç vardır..." Ne güzel anlatıyor Edip Cansever "Umuş" şiirinde  Ümitvar olmanın güzelliğini... Umut,hayatın bir parçasıdır. Çünkü hayat "umut"tur. Yaşam , her gecenin sonunda ve her sabahın başlangıcında bize yeni mücadeleler sunar. Hepimizin savaşı, mücadelesi bambaşkadır. Ama hepimizin ortak bir noktası vardır, umut! İnsan ümitvar olmalı . Düştüğü zaman bir gün yeniden ayağa kalkabileceğini unutmamalı. Nasıl ki her karanlık gecenin sabahında güneş yeniden doğuyorsa sabaha , her kışın sonunda bahara kavuşuyorsa Dünya, İnsan da nefes aldığı sürece bir gün tüm umutsuzlukları umutlara kavuşacak.  Hayat her zaman size aydınlığını, yazını sunmayacak... Bazen karanlık kapkaranlık geceleriniz olucak ve hatta gündüzleriniz.Ayazda kaldığınız geceler olucak,kara kışlar geçireceksiniz belkide. Bazen bir sebep...

Sessizlik, en iyi cevaptır...

Resim
 Sessizlik, çok şey anlatır, İnsana... Thomas Stearns Eliot diyor ya ; "Söylediklerinizin değerini bilmeyen birine göstereceğiniz en güzel tavır, sessiz kalmanızdır. " Bırakın karşınızdaki insan sizi anlamak istediği kadar anlasın . Siz ne kadar anlatmaya çalışsanızda kendinizi o yine sizi anlamak istediği kadar anlayacak . Bazen susmak, derin bir sessizlik en büyük cevaptır aslında anlamak isteyene. Sessizlik bile çok şey anlatır insana. Nikos Kazancakis'in dediği gibi ; "Sessizlik iyidir , her şeyi söyler " Sessizlik, bomboş gibi görünsede aksine dopdoludur. Konuşmak fayda vermez bazen. İnsan  işte! Konuşmak anlatmak ifade etmek ister kendini yine de... Çünkü anlaşılabilmek ister! Ama, bazen ne kadar çok anlatmaya çalışsa kendini o kadar çok anlaşılmaz. Hayatta bazı zamanlar olur. Söyleyecek çok şeyiniz olur . Çok şey vardır, söylenecek. Ama bazen, bazı duygularda konuşularak anlatılmaz! Susar insan ...  Kırılmıştır,kızmıştır, anlaşılamamıştır... Oysa ki...

İnsan Zümrüdü Anka Kuşu misali, küllerinden yeniden doğabilmeli

Resim
Küllerinden Yeniden... " Kaf Dağı'nın tepesine''  Muhteşem görünümüyle Zümrüdü Anka Kuşu, diğer bir adıyla Simurg ,  Kaf Dağı'nda bilge ağacının dallarında yaşayan çok zeki bir kuştur . Efsaneye göre, Zümrüdü Anka , bilge bir kuş  olduğu için diğer tüm kuşlar başları sıkıştığında Zümrüdü Anka'ya giderlermiş.  Zümrüdü Anka, öleceğini anladığında bilge ağacına, kuru dallardan bir yuva yapar ve orada ölümü beklermiş. Güneş sabah  doğdunda kuru dallar yanar, Zümrüdü Anka Kuşu orada yanar, kül olur ve küllerinden yeniden doğarmış ! Bu kısır döngü uzun zaman böyle sürer giderken, birgün kuşların başı sıkışır. Kuşlar , bu sorunları çözse çözse Simurg çözer, diye arayışa geçmişlerdir. Hemen Zümrüdü Anka'ya ulaşmak istiyorlardır. Birgün uzak çok uzak bir ülke de Zümrüdü Anka Kuşu'nun kanadından bir tüy bulunur . Kuşlar büyük bir umuda kapılır ve çareyi bulmak  ,Zümrüdü Anka Kuşu'na ulaşmak için  yeryüzündeki tüm kuşlar uzak ülkeye doğru uçmaya başlamışlardır...

Bazen Kaybetmek Gerekir

Resim
  Kaybetmek... Hepimiz bu duyguyu hayatın farklı evrelerinde farklı şekillerde deneyimledik ve deneyimlemeyede devam edeceğiz. Bu hayat yolculuğundaki son durağımız değil! Tam tersi bir durak sadece ... Tecrübe durağı! Bir şeyleri kaybedeceğiz ki hayattaki en büyük deneyimi, tecrübeyi kazanalım . Bir şeyleri kaybetmeden bir şeyleri kazanamaz İnsan. Çünkü bazen kaybetmek gerekir! "Hayat kaybettiğin yerde başlar" diyordu şair. İnsan,önce düşmeli ki yeniden eskisinden daha güçlü adımlarla kalkabilsin ayağa . Çünkü düşmüştür,artık bir kere Bir kez daha düşse ilkinden güçlü kalkacaktır ayağa. Hayat size bir şeyi kaybettirmeden bir şeyleri kazandırmaz. Hayatın amacıda bu değil mi? Önce kaybet ki sonra kazan. İnsan sahip olduğu şeyleri mi kaybeder ? Yoksa hiç sahip olamadığı , sahip olduğu  sandığı şeyleri mi ? Hangisi daha zor bilinmez. Ama en zoru da sahip olduğunu sandığı hiç sahip olamadığı şeyleri kaybetmesi. Ve sonra onları yeniden kazanmak için kendi yolunu kaybedişi....

Kabullen ! ve yoluna devam et...

Resim
Bazen savaşmak yerine kabullenmek gerekiyor  Kristih Hannah, Ateşböceği Yolu'nda diyor ya; Bazen, kabullenmek gerekir, ya elindekilerin farkına varıp yoluna devam edersin ya da sahip olamadıklarını düşünür durursun.  Mutluluğa, giden yolun savaşmak değil kabullenmek olduğunu anladığınız anda kazanıyorsunuz.  Bazen hayatta seçimler yapmanız gerekir. Çok sevdiğiniz yerleri bazen terk etmeniz gerekir. Bırakıp gitmek acıtsa da bazen bazı sonuçlarda neden aramamak gerektiğini kabul etmek gerekir . İnsan  öyle derin ve karmaşık duygular barındırır ki içinde bir durumu kabullenene dek verdiği mücadele kendi yolunu kaybedişidir de aslında . Umutla girdiğiniz yollardan bazen hüzünle ayrılmanız gerekir. Üstad'a sormuşlar; - En ağır  yük nedir şeyhim? -Kabullenmek... -Nasıl? -İnsan kabullenemediği  şeylerin ızdırabıyla  yaşar ve gönlündeki yükle ölür... Bu yenilgi değildir... Vazgeçmektir belki . İnsan kendi yolunu ancak böyle bulabilir . Bazen ne kadar çabalasan...

Sözcüklerimiz, Dünyamızı Değiştirir ...

Resim
Bilemezsiniz... Öylesine söylediğiniz bir sözün neye sebebiyet verdiğini! Bazen öyle anlar olur ki hayatımızda, hiç düşünmeden o anda söylediğimiz veya söylemek istediğimiz bir kelime hayatımızı değiştirir. Söylediğimiz ağzımızdan çıkan her sözcüğün farklı bir anlamı ve aynı zamanda gücü vardır. Sözcüklerimiz, Dünyamızı değiştirir. Bilemezsiniz, öylesine söylediğiniz bir sözün sizin ve karşınızdaki insanın hayatını değiştireceğini. Sinirli anınızda öylesine söylediğiniz bir sözü düşünün! Sizin öylesine söylediğiniz bir söz, karşınızdaki insanı saatlerce boşluğa baktırabilir ve hayatınızı değiştirebilir. Kullandığımız, söylediğimiz her sözcük hayatımıza olumlu ya da olumsuz bir yol çizer. İnsan, söylediği her sözde yeni biri olur aslında. Bir insanı tanımak ve tanıyamamak işte tam da burada başlar. Sözcüklerimiz kimliğimizdir ve biz sözcüklerimiz ile kaderimizi çizeriz !   Mahatma Gandhi der ki; '' Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin;du...

Yargılamak kolay zor olan dinleyebilmek !

Resim
Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür...  Her insan iyi olmayabilir ama her insanda bir iyilik mutlaka vardır, diyordu Oscar Wilde. İnsan, insanı yargıladığı sürece,  içimizdeki iyilik bir bir azalıyordu. Oysaki insan,her şeyden önce kendini yargılamalıydı. Başkalarını inancına, kıyafetine, çevresine, fikir ve görüşlerine göre yargılamak kolay olandı. Zor olan insanın  kendini yargılamasıydı.  Antoine de Saint'in der ki; ''Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür.''  İnsan başkalarını yargılamaya kalktığında âdeta bir kartal gibidir. Ama sıra kendini yargılamaya gelince köstebek gibi davranır. İnsanlar,sizin sadece gemiyi limana ulaştırıp, ulaştıramadığınıza bakar. O gemiyi, hangi fırtınalardan, denizlerden, dalgalardan geçerek limana ulaştırdığınızla ilgilenmezler. Hepimiz aslında yalan dünyanın yargıçlarıyız. Yaşamın bile kusursuz olmadığı bu evrende kusursuzluk peşindeyiz.İnsan kendinin eleştirilmesinden, yargılanmas...

Zamanı ''zamanda'' bırakın ...

Resim
 Duvarda asılı duran saatin içinde birbirini kovalayan akrep ve yelkovan...  Günler dünleri,  dünler haftaları, haftalar ayları ve aylar yılları kovalarken zaman  akıp gidiyor . Duvarda asılı duran saatin içinde birbirini kovalayan akrep yelkovan hiç durmuyor. İnsan, zamanın içinde zamanı arıyor! Zamana bırakıyor, acıları,kayıpları,ayrılıkları... Peki ya zaman...Zaman size bırakıyor mu, sizin zamana bıraktıklarınızı? Zaman size ne bırakıyor? Acı, öfke, özlem, pişmanlık... Geçmiş ve geleceğin arasındaki o köprüde ne çok anda duruyoruz. Geleceğe bir adım atmak isterken, bir adımımız geride geçmişte takılıp kalıyoruz. Çünkü ne olursa olsun bir parçamız hep geçmişte kalıyor ve kopamıyoruz. Geçmişi özlüyoruz, anıları, dünleri bir yanımız hala  orda yaşamaya devam etmek istiyor. Ama geçip giden zaman beklemiyor. Aslında insan ömrü o kadar kısa ki bu zaman içinde. Bir güneşin doğuşu ve batışı. Ve zaman yaşamın bize imtihanı. Sevgi,nefret,iyilik ,kötülük tüm bu duygular...

Yaşadığımız her darbe gelişmesi gereken yanımızın aşısı..

Resim
 İnsan yaşamı boyunca hep mutlu olsaydı! hayatın anlamı kalır mıydı ? Bazen acı öyle ummadığınız bir anda  hayatınıza gelir ki sizi aydınlıktan o derin karanlık çukura çeker. O en sevdiğiniz denizde yüzerken aniden gelen bir dalga sizi uçsuz bucaksız maviliklerde savurur. İnsan denen varlık öyle güçlü ve öyle güçsüzdür ki aynı zamanda acı insanı paramparça eder ya da o parçalardan yeni bir insan yaratır. Aslında burda acıya verdiğimiz o tepki oluşumumuzun ilk basamağıdır. İnsan yaşamı boyunca hep mutlu olsaydı...Hayatın anlamı kalır mıydı? İnsana acı, ekmek gibi su gibi gerekli aslında. İnsan acıyla iyileşir! Bize sunulan acılar, bazen bize kim olduğumuzu gerçekte ne olmak istediğimizi gösterir ya da hatırlatır. Bazen kendimizi bulmamız için bir pusuladır... Her acı birşeyler götürür elbette ki insan hayatından ama bir çok şeyi de geri kazandırır. Kayıplarımız, korkularımız, travlarımız hepsi ne çok şey kattı insana! Aslında insan olabilmek tam da burada başlar. Bazen duvarlar...