Kayıtlar

Kişisel gelişim etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ve biz dünün içinde bir zamanlar var olmuş insanlarız artık!

Resim
 " Geçmez dediğin kaçıncı günün yarınındasın " Sonra akıp gider zaman... Mevsimler karışır birbirine günler geceler haftalar ve aylar geçer. Zaman ne tuhaf... Şimdi neredeyiz. Dün neredeydik. Oysa ne hayâllerimiz vardı geçen yıl bugün? Zaman hatıralarımızın üzerine çöker bir toz gibi  . Bazı silinir , bazılarıysa her esintede yeniden canlanır . Bir zamanlar ulaşmak için yanıp tutuştuğun yer , şimdi geride bıraktığın bir gölge olur sadece . Zamanın akışı ve kaçınılmazlık tam da bu işte... Zaman ne olursa olsun ilerler durmadan . Elimizde değildir onu durdurmak ileri sarmak ya da geriye almak. O önlenemez bir akıştır. Zaman durup dinlenmeyi bilmez! Ellerimizden kayıp giden su misali biz tuttukça daha da hızlanır . Bir an geçmişi avucumuzda hissederiz ama göz açıp kapayıncaya kadar buhar olur ... Çok değil belki geçen ay geçen yıl belki dün ! Bize sonsuzmuş gibi gelen anlar vardı. "Hiç bitmesin dediğimiz  sohbetler , dalıp gittiğimiz manzaralar, adımlarımızı yavaşlattığımız...

İç Huzur ve Sağlık Arasındaki Güçlü Bağ !

Resim
 '' Sağlık sadece ilaçlardan gelmez. ''  Sağlık, sağlıklı olmak ve sağlıklı kalabilmek ... Sağlıklı olmak sizce nasıl mümkün ya da soruyu bir de şu şekilde ele alayım, fiziksel olarak hiçbir olumsuz bir durumunuzun olmaması sizi sağlıklı yapmak için yeterli mi?  Sağlık sadece fiziksel iyilik  halimizden ibaret değildir! Fiziksel olarak herhangi bir problemimiz olması bizi tam anlamıyla sağlıklı bireyler yapmaz. Zihinsel,duygusal ve ruhsal dengemizin sağlık üzerinde çok büyük etkileri vardır bu kesinlikle yadsınamaz. Ve günlük yaşam , kalabalıklar , modern dünya , büyük şehirler , hayat koşturması bunca şey arasında yaşayıp giderken sağlığı yalnızca  ilaçlarla ya da fiziksel tedavi yöntemleri ile bağdaştırıyoruz. Ama maalesef sağlık bunlardan çok öte daha geniş bir kavram olduğunu yaşadığımız olaylarla hatırlatıyor. Sağlıklı olmak! Dengede olabilmek ve kalabilmektir !  Nasıl mı ? Sadece vücudumuzun değil aynı zamanda kalbimizin,zihnimizin ve ruhumuzun  ...

Zorlukların fırsata dönüşümü !

Resim
 '' Bütün fırtınalar hayatınızı bozmak için gelmez , bazıları yolunuzu temizlemek için gelir '' Hayatta her gün bambaşka sorunlar ile karşılaşabiliyoruz. Bazen bu sorunlar o kadar yıkıcı ve sarsıcı oluyor ki her şeyin bittiğini ya da bir daha eskisi gibi olamayacağını düşünüyoruz. Oysa ki hayatımızdaki zorlukların , olumsuzlukların aslında her zaman da yıkıcı olmadığını fark etmemiz gerek. Tam aksine bazen de bu olumsuzluklar bizi daha iyiye taşıyabilecek yeni oluşumumuza fırsat verecek bir temizlik görevi görebilir. Çünkü bazen hayatımızdaki gereksiz, zararlı ya da tıkanmış alanları temizlemek bu başlangıç ile mümkündür. Öğrenme, yenilenme ve değişim . Fırtına size bu üç şeyi fırsat olarak sunar.Hepsi bir süreçtir. Değişim ve yenilenme fırtınanın size öğrettikleriyle mümkündür.  Her fırtına bir yıkım değil, bazen bir dönüşüm sürecinin başlangıcıdır . Zorlukları engel değil , büyüme fırsatı olarak görmenin önemi ! Karşılaştığımız o büyük sorunlar yani o yıkıcı gördüğümü...

Bir gece yarısı İNSAN !

Resim
  Sonra bir gece yarısı oturur düşünür İnsan ... İnsan nedir?  Karmaşık birkaç düşünce. Durmadan dönüp duran çarkın içinde zamana ayak uyduran ,bir bedende onlarca yaşayan ruh...  Çoğu kez anlamaya çalışırız, anlatmaya ya da anlaşılmaya çabalarız. Bir gece yarısı oturur, düşünürüz olanları , olacakları ya da hiç olmayacakları... Bunca karmaşanın düşüncenin arasında bir gün vakit bitmiş olacak.Tüm düşüncelerimiz toprak olacak.  İnsan nedir ? Bu sorunun cevabını hiçbir zaman tam manasıyla veremeceğiz ?  Biyolojik varlığımızın yanında bizi biz yapan binlerce sebep var !  İnsan nedir? Vicdan sahibi olmamız mı? Atan bir kalp ? Seven , özleyen... Acıyı ve mutluluğu iliklere kadar yaşamak. Durmadan düşünebilen...  Öfkelenen , sinirlenen , korkan , ağlayan ,gülen.... Bir sürü duyguyu içinde taşıyan ve yaşayan ... Hafıza sonsuz bir bellek dünü saklı tutan geleceği sınırsızca hayâl edebilen . Hisseden ... Bizi biz yapan daha binlercesi bizi İnsan nedir ? Sorusun...

Vazgeçme!

Resim
 Hayatın zorlukları ve belirsizlikleri karşısında yılmamak ! Bu yazıma başlarken,Romalı Ünlü düşünür Seneca'nın sözüyle başlamak istiyorum. " Eğer burada durup daha ileri gitmeyeceksek neden bu noktaya kadar geldik" Seneca,bu sözünde insanı,hayatın amacını sorgulayan ve onları içsel bir yolculuğa çıkmaya davet ediyor . Hayat insanın önünde bitmek bilmeyen sonu gelmeyen uzun bir yoldur. İnsan bu yolda,bir sürü engel ile karşı karşıya kalır. Bazen yol, engebelidir,bazen çiçekli,bazen çamurlu ama yinede devam eder yolculuk . Etmeli ! Eğer bir hedefe,bir amaca ulaşmak istemiyorsak , neden çıktık bu yola, neden yolda onlarca engelle mücadele ettik.  Unuttuk mu yoksa ! Unutmamalıyız ! Hatırlamalıyız her defasında yola neden çıktık ya da kimle çıktık.  Evet insanız! Bir makine gibi değil ! Yoruluyoruz, yıpranıyoruz,bazen duygularımız yanılıyor, yolda umudumuzu ya da cesaretimizi kaybediyoruz!  Ya da yola birlikte çıktıklarımızı kaybediyoruz. Bilmiyoruz bilemiyoruz . Yolda n...

Duygular ve dalgalar !

Resim
 "Duygular dalgalar gibidir " Hayatta her zaman aynı duygulara sahip olamayız .Tıpkı deniz gibi su gibi.Sular hep durgun mu olur ? Bazen fırtınalı geçer deniz bazen güneşli .Bazen sakin usul usul yol alır gemiler ama bazende çılgın dev dalgalarla mücadele ederler... Tıpkı insan gibi ... Bazen bir güne güzel uyanırken diğer sabaha bambaşka bir ruh haliyle uyanabiliriz. Bugün mutlu yarın mutsuz olabiliriz .Şuan belki sinirliyiz,öfkeli, telaşlı ,üzgün ,düşünceli ya da şuan hangi duygu durumuna sahipseniz .Ama biliyoruz ki ve sizde biliyorsunuz ki geçen zaman gibi duygularımız da yerini başka duygulara bırakacak. Sular durulacak. Yükselicekte aynı zamanda. Fırtınaya göğüs germemiz gerekecek belkide . İşte önemli olan büyük dalgalara kapılıp büyük duyguların yanında büyük kararlar vermemek.  Tam da bu yazımla ilgili bugün karşıma çıkan bir klinik psk.  tarafından paylaşılan bir yazıyı alıntılamak istiyorum ... Diyor ki: "Hayatımız boyunca karşılaştığımız her duygu,dalgalar gi...

Yaşamak Telaşı!

Resim
 Yaşama telaşı sarmış hepimizi. Bazen hayatın senin öyle üstüne üstüne geldiği zamanlar olur ki ... Bir kaçış ya da çıkış yolu ararsın kendine ... Ve ya tam tersi kaybolup gitmek istersin o karanlıkta... kimilerimiz hayatın o üstüne üstüne geldiği anda hayata devam edecek sebepleri vardır ... kiminin bir sevdiği,kiminin çocuğu,kiminin umudu,kiminin eşi, kimininde kimsesi yoktur kendinden başka ,ne tuhaf dimi hayatta her gün bambaşka bir mücadele ile yaşamaya devam ediyoruz. Yaşamak buysa eğer... Ne ağır sancılı değil mi yaşamak  Hayat bir seher vakti gecenin ucunda  Sabah güneş yükseltirken tepeye  Yeni bir gün daha başlıyor  İnsanoğlu her şeyden habersiz ... Belkide çok takmamak lazım yaşamı hayat dediğin bir güneş doğuşu bir güneşin batışı arasında. Yaşam mücadelesinin ruhumuza bıraktığı yaralarla nereye kadar devam edebiliriz . Edemeyiz ... Birgün öyle düşeriz ki yanımızdaki insanlar bile kurtaramaz bizi . Kendi elinden kendin tuttuğun zaman işte o zaman be...

Mutluluk neyle ölçülür?

Resim
  Mutluluk neyle ölçülür hayatta ?  Neyle tanımlar ya da... Para, huzur , maneviyat,sağlık,aşk ,kopmaz bağlar, sevgi...  Küçük bir an küçük bir sevinç yetmez mi mutluluğa. Size bugün bir park kenarından geçerken gözlemlediğim bir andan bahsetmek istiyorum.  Kaldırımda yürüyorum, bir yandan düşünüyorum, insanları gözlemliyorum. Bir parkın yanından geçerken bir yanda oynayan çocukları görürken diğer yanda babalarının çektiği karton arabasının yanında duran 2 çocuk ve çöpten karton toplayan  babaları. Babaları poşetten bir simit ya da poğaça  çıkardı daha sonra ikiye böldü birini bir kardeşe birini diğer kardeşe verdi... Çocuklar o simiti öyle mutlu yiyorlar dı ki hallerinden hiç şikayetçi değillerdi.  Tabi birde onların gözlerinin içine sevgi ile bakan babaları vardı yanında... Sonra diğer çocuk babasını beklerken diğer kardeşine ebe dedi ...  Ve koşmaya başladı... O kadar mutlu gülerek birbirlerini koşturuyorlardı ki parka ...oradan oraya sevinç...

Kedere hoş geldin diyebilmek!

Resim
  Bütün değişimler zorlu yollardan geçer ... Hayatta bazen öyle anlara karışırız ki ,hüzün ,keder ve acı  öyle yerleşir ki içimize ,korkarız kaybolmaktan. Bir daha geriye dönememekten. Geriye dediğimiz nedir demi? Kendimize dönememekten korkarız en çok. İnsan ruhu, bedeni acılara ne kadar dayanabilir . Bir acı ne zaman terk eder bizi tamamen . Geçer mi bir gün ? Biter mi tüm sancılar... Prof. Brown , bir acının, kederin genellikle 6 ay ve ya 2 yıl içerisinde azaldığı söylüyor. Azaldığını! Geçip gittiğini değil!  İnsan sadece alışıyor bir nevi. Eskisi gibi acıtmıyor canını.  Brown , diyor ki; "Bu bizi birlikte kalmaya iten bir sistem" Azalacak sadece zamanla yavaş yavaş azalacak. Ama tamamen geçmeyecek hiç bir zaman. Bizimle birlikte olmaya devam edecek ! Unutmak isteriz bazen, sadece unutabilmek her şeyi. Bir zamanlar insana içine sığmayacak kadar mutluluk ve sevinç yaşatan anlar , gün  gelir en derin sancın olur . Her hatırladığın da kalbini burkan bir sızı olu...

Kıran siz olmayın! Kırılan olsanız da...

Resim
''Kırıcı ve gururluyuz '' Yaşamda insanı pekçok farklı duygu yönetir. Bazen birini çok severiz, bazen birinden nefret ederiz, bazen kırılırız, kızarız. Yaşadığımız duygu karşımızdaki insana aynı duyguyu yaşatma hissi yaratır. Ve insan elindeki en etkileyici silahı kullanır. Duygularını davranışlara döker. Kırıldığından fazla kırar. Sevildiği kadar sevmez. Sevdiği kadar sevilmez. Nefret ederken bir taraf, nefret nedir bilmez diğer taraf. Diyor du ya şair; Yarın öleceğimizi bilsek, tüm kırgınlıklarımızı unuturuz; ama biz sonsuza kadar yaşayacakmış gibi kırıcı ve gururluyuz! İnsanoğlu her ne kadar kabul etmesede çoğu kez bu durumu. Gururludur ve kırıcıdır. Çoğu zaman da gururu en büyük etkendir, yaşattıklarında ve yaşadıklarında.  Gerçektende yarın öleceğimizi bilsek affederdik bizi kıran herkesi, yarın öleceğimizi bilsek kırmazdık, kızmazdık ardımızda kalacakları. Unutabilirdik her şeyi... Gurur denilen duygu,bazen vurur insanı! İnsan, gururunu kontrol edemediği zaman, gu...

Oluruna bırakın!

Resim
 "Oluruna bırak, her neyse geçer" "Oluruna bırak Her neyse geçer  Hayata zulmedip  Üzülmeye mi değer!" Böyle diyordu şarkıda ... Oluruna bırakmalı insan bazı şeyleri hayatta. Bir şey olacağı varsa eninde sonunda oluyordu zaten.  Ya da olmayacağı varsa da siz ne kadar zorlasanızda çabalasanızda bazen geçemezsiniz önüne hiçbir şeyin. Ne kendiniz ne  hayatınıza zulmetmeye değer mi gerçekten. Üzülmek neyi değiştirir. Sizden başka! Sadece sizi değiştirir.  Hiçbir karanlık gece sabaha kavuşmadan geçmez. Güneş mutlaka doğar gecenin üzerine . Geçmez dediğin acılar neyse , birgün mutlaka geçer. Bekler sadece zamanını bekler. Ne mutluluk ne acı ilk gün ki gibi kalmaz. Her neyse canınızı acıtan sizi üzülmeye iten, zulmeden hayatınıza, bırakın oluruna . Kendinize zulmetmeyi bırakın.  Çünkü bir gün geçecek.  İnsan, bile sınırlı kaldığı şu evrende bizimle barınan duygular , düşünceler bile ölümlü! Biz yarın ölmeyecek gibi sonsuza dek acılarımızla yaşamaya devam...

Bir Adım Atmadan, Bin Kez Düşünmek!

Resim
 Bir adımla başlar her şey ve bir adımla biter... Hayatta öyle kararlar vermemiz gereken anlar gelir ki , ağzınızdan çıkan bir söz bütün hayatınızın dönüm noktasındaki o başlangıç da olabilir bir hikayenin bitişi de. İnsan, bazen bir adım atmak için , bin kez düşünmeli belki de. Çünkü o adımı attıktan sonra bazı yolların ve söylenen bazı cümlelerin artık telafisi olmayacaktır.   Hepimiz, inişli çıkışlı duygular yaşadığımız, anlık gelişen olayların öfkesine, hayâl kırıklıklarına , büyük önyargılarının bizi sardığı anları yaşıyoruz, hayatın akışı içinde. Ve asıl önemli olanda o andan sonra attığımız her adım ve söylediğimiz her cümlenin bizi dönülmez yollara sokabileceğini unutmamamız.  İnsan, en büyük hatalarını ve en yanlış kararları genelde hep bu anlarda alır. "Öfkeyle kalkan zararla oturur" derler ya,her zaman zararla oturur mu bilinmez ama ... Çoğu kez o öfke yine insana zarar verir. Olumsuz bir durum , size olumlu sonuçlar doğurmaz! Duygularınızın etkisi altında...

Uzaklaştıkça kendi yüreğine yaklaşmak...

Resim
 Uzaklaştığın her şey belki de seni kendine daha çok yaklaştırıyordur ... İnsan, aitlik ve alışılmışlık duygusunun kısır döngüsü  içinde ait olduğunu düşündüğünü yeri terk edemez! Aslında ait değildir oraya ama ait hissediyordur kendini alışmıştır çünkü!  Halbuki uzaklaşabilse kendini keşfedebilse yüreğine daha çok  yaklaşacaktır her adımında . Günlük hayatın bizi mutsuz eden detayları, kalıpların dışına çıkmadan bastırdığımız duygular , kendi kendimize koyduğumuz ruhumuzun ve bedenimizin prangaları... Aslında ait olmadığımız o kadar duygu var ki içimizde ait hissetmek zorunda olduğumuz.  Kendimizi bulmamız için terk etmemiz gereken o kadar alışkanlıklarımız var ki... İnsan bazen gidebilmeli, vazgeçme cesareti gösterebilmeli . Bir eylem olarak değil sadece kendinden de gidebilmeli ya da sevdiği yeri terk edebilmeli bazen ne kadar üzülsekte acı çeksekte uzaklaşmak gerekir. Ağlayarak ayrıldığınız yere bir gün belki gülümseyerek geri dönebilirsiniz. Ya  da dön...

Mutluluk her zaman vardır!

Resim
 Mutlu olmak istiyorsan içindeki ışığı açmayı unutma... Mutluluk, dediğimiz şey nedir? Ne kadar uzak bize ve ne kadar yakın aslında... Mutluluk çoğu zaman uzaklarda aradığımız ama aslında her zaman içimizde barınan karanlığımızın içinde saklanan bir ışık gibi bizimle .  İnsan, mutluluğa ulaşmak için kendine hep bir  koşul koyar. O zaman mutlu olacağını düşünür. İstediği işe başlayınca, çok istediği bir şeyi elde edince, gitmek istediği bir yere gidince peki bunlar size kalıcı Mutluluk verir mi ? Ya da mutlu olmak için neden o koşulların gerçekleşmesini bekliyoruz ki?  Mutlu olmak için koşullar koymayın kendinize çünkü hayat siz planlar yaparken sizi bambaşka planlarla karşılaştırır.  Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.  Beklemeyin bir anı birini ya da...  Çok uzağa gitmenize gerek yok , çünkü mutluluk sizinle zaten. İçinizdeki karanlıkta küçük bir ışık.  İnsan her an mutlu olabilmeli yetebilmeli kendi mutluluğuna!  Mutlu olmak iç...

İnsanı, insan mı yorar yoksa hayat mı ?

Resim
 Hayat mı yoksa insan mı ? Seni hem yoğuruyor, hem yoruyor ... Nefes aldıkça her gün , bir güneşin batışıyla ve doğuşuyla devam ediyoruz yaşamaya. Yaşadığımız her yeni gün yeni bir kapı açıyor bize. Bazen açmak istemesek de o kapıları yaşamak ve hayat bunu gerektiriyor.  Yoruluyoruz ve yoğuruluyoruz hayatın içinde. Peki bizi ne yoruyor ne yoğuruyor ya da... Bir söz okumuştum,diyor du ki; Hayat seni hem yoğuruyor, hem yoruyor.Sonra alışmayı öğreniyorsun ya da sabretmeyi. Peki bizi yoran hayat mı ! Yoksa insanlar mı? Ve şunu diyor, Ebu Umudani; Hayat insanı yormaz.İnsanı insanlar yorar, hayat topraktır. Kuyuyu insanlar kazar... Hayat yormaz ki insanı ! İnsanı yine insan yorar. Hayat bu süre zarfında başımıza gelenlerdir sadece...Bizi yoran hayatın şartları değil insanların sağırlığıdır . Her insan öylesine girmez hayatımıza ve öylesine çekip gitmez. Her gelen mutlaka kalana bir şey bırakır ve öyle gider. Bizi yoran da , aynı zamanda yoğurun da insandır , bu yüzden.  Mirza T...

Ümitvar olmak gerekiyor...

Resim
 Nefes aldıkça umut hep vardır! "Bütün iyi kitapların sonunda Bütün gündüzlerin, Bütün gecelerin sonunda Meltemi senden esen Soluğu sende olan, Yeni bir başlangıç vardır..." Ne güzel anlatıyor Edip Cansever "Umuş" şiirinde  Ümitvar olmanın güzelliğini... Umut,hayatın bir parçasıdır. Çünkü hayat "umut"tur. Yaşam , her gecenin sonunda ve her sabahın başlangıcında bize yeni mücadeleler sunar. Hepimizin savaşı, mücadelesi bambaşkadır. Ama hepimizin ortak bir noktası vardır, umut! İnsan ümitvar olmalı . Düştüğü zaman bir gün yeniden ayağa kalkabileceğini unutmamalı. Nasıl ki her karanlık gecenin sabahında güneş yeniden doğuyorsa sabaha , her kışın sonunda bahara kavuşuyorsa Dünya, İnsan da nefes aldığı sürece bir gün tüm umutsuzlukları umutlara kavuşacak.  Hayat her zaman size aydınlığını, yazını sunmayacak... Bazen karanlık kapkaranlık geceleriniz olucak ve hatta gündüzleriniz.Ayazda kaldığınız geceler olucak,kara kışlar geçireceksiniz belkide. Bazen bir sebep...

Saygı olmayan yerde sevgi barınamaz!

Resim
 Saygı yoksa sevgi de yoktur... "Saygı, insanları bir araya getiren köprüdür."  O köprünün ayakta durması saygının gücüne bağlıdır. Saygı varsa köprünün ayakları da bir o kadar güçlüdür .Ama, tek bir saygısızlık bile yıkabilir o köprüyü . Yıkmaya gücü yeter. Ve ardında bir çok duyguyu da yıkar, yok eder.  Saygı, tüm duyguların oluşumunun ilk basamağıdır. Saygı olmayan yerde, içinde iyi niyet barındıran hiç bir duygu yer edinemez. Sevgi yoktur! En önemlisi...  Saygı, varsa sevgi kendiliğinden çizer yolunu, gelir bulur yerini .. Saygı,her şeyden önemlidir! Sevgiden bile. Saygının bittiği yerde; dostluk biter, aşk biter, değer biter,çünkü sevgi bitmiştir.Kırılır insan. Tükenir, incinir ve yara alır.Tüm bu duygular birbirini besler aslında. Bir zincirinin halkaları gibi.Bir halka, bir duygu! Halkalardan biri koptuğunda diğer halkalar birbirine bağlanamaz!  Birine çok farklı davranışlarda bulunarak saygısızlık yapabilirsiniz. Kötü bir söz söyleyerek.Ama saygısızlık, ...

Sessizlik, en iyi cevaptır...

Resim
 Sessizlik, çok şey anlatır, İnsana... Thomas Stearns Eliot diyor ya ; "Söylediklerinizin değerini bilmeyen birine göstereceğiniz en güzel tavır, sessiz kalmanızdır. " Bırakın karşınızdaki insan sizi anlamak istediği kadar anlasın . Siz ne kadar anlatmaya çalışsanızda kendinizi o yine sizi anlamak istediği kadar anlayacak . Bazen susmak, derin bir sessizlik en büyük cevaptır aslında anlamak isteyene. Sessizlik bile çok şey anlatır insana. Nikos Kazancakis'in dediği gibi ; "Sessizlik iyidir , her şeyi söyler " Sessizlik, bomboş gibi görünsede aksine dopdoludur. Konuşmak fayda vermez bazen. İnsan  işte! Konuşmak anlatmak ifade etmek ister kendini yine de... Çünkü anlaşılabilmek ister! Ama, bazen ne kadar çok anlatmaya çalışsa kendini o kadar çok anlaşılmaz. Hayatta bazı zamanlar olur. Söyleyecek çok şeyiniz olur . Çok şey vardır, söylenecek. Ama bazen, bazı duygularda konuşularak anlatılmaz! Susar insan ...  Kırılmıştır,kızmıştır, anlaşılamamıştır... Oysa ki...

Beklentilerin kadar mutlusun...

Resim
  Nasıl geçiyor biliyor musun? Hiç kimseden hiçbir şey beklemediğin zaman... Diyordu ya şair; "Herkesten her şeyi bekle ama hiç kimseden bir şey bekleme." Yoksa hayâl kırıklıkları, kalp kırıklıkları peşinizi bırakmaz. O acı, o hayâl kırıklıkları geçmiyor yoksa... Nasıl geçiyor biliyor musunuz? Hiç kimseden artık bir şey beklemediğiniz zaman geçiyor hepsi . Hayâl kırıklığı yaşamak istemiyorsanız,  önce bunu kabul etmeniz gerekiyor, en acı deneyimlerle belki. Yaşadıkça her günü tecrübe ettikçe öğreniyor insan bazı şeyleri. Özellikle de acıyla öğrendiğin şeyler sadece aklında kalıyor . En acı yanı da bunu  en sevdiklerin öğretiyor sana . Beklentiler yorar insanı. Sizi hayatta ayakta tutacak tek kural bu belkide! İnsanız biz , etten kemikten ve her şeyin ötesinde içimizde barınan binlerce duygu var . Her gün yeni bir duygu yeni bir hayâl kırıklığı ile başa çıkmaya çalışıyoruz . Neden ? Çünkü beklentiler . Ya da birinden hiç beklemediğiniz bir davranışı görmek.  Hayat önc...

İnsan Zümrüdü Anka Kuşu misali, küllerinden yeniden doğabilmeli

Resim
Küllerinden Yeniden... " Kaf Dağı'nın tepesine''  Muhteşem görünümüyle Zümrüdü Anka Kuşu, diğer bir adıyla Simurg ,  Kaf Dağı'nda bilge ağacının dallarında yaşayan çok zeki bir kuştur . Efsaneye göre, Zümrüdü Anka , bilge bir kuş  olduğu için diğer tüm kuşlar başları sıkıştığında Zümrüdü Anka'ya giderlermiş.  Zümrüdü Anka, öleceğini anladığında bilge ağacına, kuru dallardan bir yuva yapar ve orada ölümü beklermiş. Güneş sabah  doğdunda kuru dallar yanar, Zümrüdü Anka Kuşu orada yanar, kül olur ve küllerinden yeniden doğarmış ! Bu kısır döngü uzun zaman böyle sürer giderken, birgün kuşların başı sıkışır. Kuşlar , bu sorunları çözse çözse Simurg çözer, diye arayışa geçmişlerdir. Hemen Zümrüdü Anka'ya ulaşmak istiyorlardır. Birgün uzak çok uzak bir ülke de Zümrüdü Anka Kuşu'nun kanadından bir tüy bulunur . Kuşlar büyük bir umuda kapılır ve çareyi bulmak  ,Zümrüdü Anka Kuşu'na ulaşmak için  yeryüzündeki tüm kuşlar uzak ülkeye doğru uçmaya başlamışlardır...