Kayıtlar

Deneme etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Mutluluk neyle ölçülür?

Resim
  Mutluluk neyle ölçülür hayatta ?  Neyle tanımlar ya da... Para, huzur , maneviyat,sağlık,aşk ,kopmaz bağlar, sevgi...  Küçük bir an küçük bir sevinç yetmez mi mutluluğa. Size bugün bir park kenarından geçerken gözlemlediğim bir andan bahsetmek istiyorum.  Kaldırımda yürüyorum, bir yandan düşünüyorum, insanları gözlemliyorum. Bir parkın yanından geçerken bir yanda oynayan çocukları görürken diğer yanda babalarının çektiği karton arabasının yanında duran 2 çocuk ve çöpten karton toplayan  babaları. Babaları poşetten bir simit ya da poğaça  çıkardı daha sonra ikiye böldü birini bir kardeşe birini diğer kardeşe verdi... Çocuklar o simiti öyle mutlu yiyorlar dı ki hallerinden hiç şikayetçi değillerdi.  Tabi birde onların gözlerinin içine sevgi ile bakan babaları vardı yanında... Sonra diğer çocuk babasını beklerken diğer kardeşine ebe dedi ...  Ve koşmaya başladı... O kadar mutlu gülerek birbirlerini koşturuyorlardı ki parka ...oradan oraya sevinç...

Tüketiyoruz ve tükeniyoruz !

Resim
Tükettikçe tükendik... Tüketmek, sözlük anlamına bakarsak; kullanarak bitirmek, hiç kalmamasını sağlamak, yok etmek! Mecaz anlamı ile bakarsak da; bitirmek,sabrını tüketmek ve kuvvetini tüketmek. Tükenmek,  sözlük anlamına bakmamız gerekirsek o da aslında tüketmek ile eş değer! Tükenmek; ''artık hiç kalmamak, sona ermek,bitmek ! Tükenmek ve tüketmek! Bir terazinin iki eşit kolu. İnsan, tükettiği kadar tükeniyor. Tükendiği kadar da tüketmek istiyor. Hızlı değişen zaman, hayatın akışı içinde başımıza gelen olaylar ve değişen hayat koşullarına ayak uydururken insan da hem tüketiyor ve tüketirken de tükeniyor aslında. Şeyma Çekici,  Burası Gerçek Dünya kitabında diyor ya; Önce eşyayı tüketiyoruz, sonra duyguları, sonra da ruhumuzu. Gittikçe silindiğimiz bu dünya da varoluşumuzu ispat etmek için, yine tüketiyoruz, tükettikçe tükeniyoruz.  İnsan, bu Dünyadaki yerini kabul ettirmiştir, davranışlarıyla. Birgün, git gide yaklaşmışken sonuna ardındaki her şeyi tüketmeye koşullamışt...

Kıran siz olmayın! Kırılan olsanız da...

Resim
''Kırıcı ve gururluyuz '' Yaşamda insanı pekçok farklı duygu yönetir. Bazen birini çok severiz, bazen birinden nefret ederiz, bazen kırılırız, kızarız. Yaşadığımız duygu karşımızdaki insana aynı duyguyu yaşatma hissi yaratır. Ve insan elindeki en etkileyici silahı kullanır. Duygularını davranışlara döker. Kırıldığından fazla kırar. Sevildiği kadar sevmez. Sevdiği kadar sevilmez. Nefret ederken bir taraf, nefret nedir bilmez diğer taraf. Diyor du ya şair; Yarın öleceğimizi bilsek, tüm kırgınlıklarımızı unuturuz; ama biz sonsuza kadar yaşayacakmış gibi kırıcı ve gururluyuz! İnsanoğlu her ne kadar kabul etmesede çoğu kez bu durumu. Gururludur ve kırıcıdır. Çoğu zaman da gururu en büyük etkendir, yaşattıklarında ve yaşadıklarında.  Gerçektende yarın öleceğimizi bilsek affederdik bizi kıran herkesi, yarın öleceğimizi bilsek kırmazdık, kızmazdık ardımızda kalacakları. Unutabilirdik her şeyi... Gurur denilen duygu,bazen vurur insanı! İnsan, gururunu kontrol edemediği zaman, gu...

Oluruna bırakın!

Resim
 "Oluruna bırak, her neyse geçer" "Oluruna bırak Her neyse geçer  Hayata zulmedip  Üzülmeye mi değer!" Böyle diyordu şarkıda ... Oluruna bırakmalı insan bazı şeyleri hayatta. Bir şey olacağı varsa eninde sonunda oluyordu zaten.  Ya da olmayacağı varsa da siz ne kadar zorlasanızda çabalasanızda bazen geçemezsiniz önüne hiçbir şeyin. Ne kendiniz ne  hayatınıza zulmetmeye değer mi gerçekten. Üzülmek neyi değiştirir. Sizden başka! Sadece sizi değiştirir.  Hiçbir karanlık gece sabaha kavuşmadan geçmez. Güneş mutlaka doğar gecenin üzerine . Geçmez dediğin acılar neyse , birgün mutlaka geçer. Bekler sadece zamanını bekler. Ne mutluluk ne acı ilk gün ki gibi kalmaz. Her neyse canınızı acıtan sizi üzülmeye iten, zulmeden hayatınıza, bırakın oluruna . Kendinize zulmetmeyi bırakın.  Çünkü bir gün geçecek.  İnsan, bile sınırlı kaldığı şu evrende bizimle barınan duygular , düşünceler bile ölümlü! Biz yarın ölmeyecek gibi sonsuza dek acılarımızla yaşamaya devam...

Uzaklaştıkça kendi yüreğine yaklaşmak...

Resim
 Uzaklaştığın her şey belki de seni kendine daha çok yaklaştırıyordur ... İnsan, aitlik ve alışılmışlık duygusunun kısır döngüsü  içinde ait olduğunu düşündüğünü yeri terk edemez! Aslında ait değildir oraya ama ait hissediyordur kendini alışmıştır çünkü!  Halbuki uzaklaşabilse kendini keşfedebilse yüreğine daha çok  yaklaşacaktır her adımında . Günlük hayatın bizi mutsuz eden detayları, kalıpların dışına çıkmadan bastırdığımız duygular , kendi kendimize koyduğumuz ruhumuzun ve bedenimizin prangaları... Aslında ait olmadığımız o kadar duygu var ki içimizde ait hissetmek zorunda olduğumuz.  Kendimizi bulmamız için terk etmemiz gereken o kadar alışkanlıklarımız var ki... İnsan bazen gidebilmeli, vazgeçme cesareti gösterebilmeli . Bir eylem olarak değil sadece kendinden de gidebilmeli ya da sevdiği yeri terk edebilmeli bazen ne kadar üzülsekte acı çeksekte uzaklaşmak gerekir. Ağlayarak ayrıldığınız yere bir gün belki gülümseyerek geri dönebilirsiniz. Ya  da dön...

Beklentilerin kadar mutlusun...

Resim
  Nasıl geçiyor biliyor musun? Hiç kimseden hiçbir şey beklemediğin zaman... Diyordu ya şair; "Herkesten her şeyi bekle ama hiç kimseden bir şey bekleme." Yoksa hayâl kırıklıkları, kalp kırıklıkları peşinizi bırakmaz. O acı, o hayâl kırıklıkları geçmiyor yoksa... Nasıl geçiyor biliyor musunuz? Hiç kimseden artık bir şey beklemediğiniz zaman geçiyor hepsi . Hayâl kırıklığı yaşamak istemiyorsanız,  önce bunu kabul etmeniz gerekiyor, en acı deneyimlerle belki. Yaşadıkça her günü tecrübe ettikçe öğreniyor insan bazı şeyleri. Özellikle de acıyla öğrendiğin şeyler sadece aklında kalıyor . En acı yanı da bunu  en sevdiklerin öğretiyor sana . Beklentiler yorar insanı. Sizi hayatta ayakta tutacak tek kural bu belkide! İnsanız biz , etten kemikten ve her şeyin ötesinde içimizde barınan binlerce duygu var . Her gün yeni bir duygu yeni bir hayâl kırıklığı ile başa çıkmaya çalışıyoruz . Neden ? Çünkü beklentiler . Ya da birinden hiç beklemediğiniz bir davranışı görmek.  Hayat önc...

Bazen Kaybetmek Gerekir

Resim
  Kaybetmek... Hepimiz bu duyguyu hayatın farklı evrelerinde farklı şekillerde deneyimledik ve deneyimlemeyede devam edeceğiz. Bu hayat yolculuğundaki son durağımız değil! Tam tersi bir durak sadece ... Tecrübe durağı! Bir şeyleri kaybedeceğiz ki hayattaki en büyük deneyimi, tecrübeyi kazanalım . Bir şeyleri kaybetmeden bir şeyleri kazanamaz İnsan. Çünkü bazen kaybetmek gerekir! "Hayat kaybettiğin yerde başlar" diyordu şair. İnsan,önce düşmeli ki yeniden eskisinden daha güçlü adımlarla kalkabilsin ayağa . Çünkü düşmüştür,artık bir kere Bir kez daha düşse ilkinden güçlü kalkacaktır ayağa. Hayat size bir şeyi kaybettirmeden bir şeyleri kazandırmaz. Hayatın amacıda bu değil mi? Önce kaybet ki sonra kazan. İnsan sahip olduğu şeyleri mi kaybeder ? Yoksa hiç sahip olamadığı , sahip olduğu  sandığı şeyleri mi ? Hangisi daha zor bilinmez. Ama en zoru da sahip olduğunu sandığı hiç sahip olamadığı şeyleri kaybetmesi. Ve sonra onları yeniden kazanmak için kendi yolunu kaybedişi....

Kabullen ! ve yoluna devam et...

Resim
Bazen savaşmak yerine kabullenmek gerekiyor  Kristih Hannah, Ateşböceği Yolu'nda diyor ya; Bazen, kabullenmek gerekir, ya elindekilerin farkına varıp yoluna devam edersin ya da sahip olamadıklarını düşünür durursun.  Mutluluğa, giden yolun savaşmak değil kabullenmek olduğunu anladığınız anda kazanıyorsunuz.  Bazen hayatta seçimler yapmanız gerekir. Çok sevdiğiniz yerleri bazen terk etmeniz gerekir. Bırakıp gitmek acıtsa da bazen bazı sonuçlarda neden aramamak gerektiğini kabul etmek gerekir . İnsan  öyle derin ve karmaşık duygular barındırır ki içinde bir durumu kabullenene dek verdiği mücadele kendi yolunu kaybedişidir de aslında . Umutla girdiğiniz yollardan bazen hüzünle ayrılmanız gerekir. Üstad'a sormuşlar; - En ağır  yük nedir şeyhim? -Kabullenmek... -Nasıl? -İnsan kabullenemediği  şeylerin ızdırabıyla  yaşar ve gönlündeki yükle ölür... Bu yenilgi değildir... Vazgeçmektir belki . İnsan kendi yolunu ancak böyle bulabilir . Bazen ne kadar çabalasan...

Sözcüklerimiz, Dünyamızı Değiştirir ...

Resim
Bilemezsiniz... Öylesine söylediğiniz bir sözün neye sebebiyet verdiğini! Bazen öyle anlar olur ki hayatımızda, hiç düşünmeden o anda söylediğimiz veya söylemek istediğimiz bir kelime hayatımızı değiştirir. Söylediğimiz ağzımızdan çıkan her sözcüğün farklı bir anlamı ve aynı zamanda gücü vardır. Sözcüklerimiz, Dünyamızı değiştirir. Bilemezsiniz, öylesine söylediğiniz bir sözün sizin ve karşınızdaki insanın hayatını değiştireceğini. Sinirli anınızda öylesine söylediğiniz bir sözü düşünün! Sizin öylesine söylediğiniz bir söz, karşınızdaki insanı saatlerce boşluğa baktırabilir ve hayatınızı değiştirebilir. Kullandığımız, söylediğimiz her sözcük hayatımıza olumlu ya da olumsuz bir yol çizer. İnsan, söylediği her sözde yeni biri olur aslında. Bir insanı tanımak ve tanıyamamak işte tam da burada başlar. Sözcüklerimiz kimliğimizdir ve biz sözcüklerimiz ile kaderimizi çizeriz !   Mahatma Gandhi der ki; '' Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin;du...

Yargılamak kolay zor olan dinleyebilmek !

Resim
Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür...  Her insan iyi olmayabilir ama her insanda bir iyilik mutlaka vardır, diyordu Oscar Wilde. İnsan, insanı yargıladığı sürece,  içimizdeki iyilik bir bir azalıyordu. Oysaki insan,her şeyden önce kendini yargılamalıydı. Başkalarını inancına, kıyafetine, çevresine, fikir ve görüşlerine göre yargılamak kolay olandı. Zor olan insanın  kendini yargılamasıydı.  Antoine de Saint'in der ki; ''Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür.''  İnsan başkalarını yargılamaya kalktığında âdeta bir kartal gibidir. Ama sıra kendini yargılamaya gelince köstebek gibi davranır. İnsanlar,sizin sadece gemiyi limana ulaştırıp, ulaştıramadığınıza bakar. O gemiyi, hangi fırtınalardan, denizlerden, dalgalardan geçerek limana ulaştırdığınızla ilgilenmezler. Hepimiz aslında yalan dünyanın yargıçlarıyız. Yaşamın bile kusursuz olmadığı bu evrende kusursuzluk peşindeyiz.İnsan kendinin eleştirilmesinden, yargılanmas...

Zamanı ''zamanda'' bırakın ...

Resim
 Duvarda asılı duran saatin içinde birbirini kovalayan akrep ve yelkovan...  Günler dünleri,  dünler haftaları, haftalar ayları ve aylar yılları kovalarken zaman  akıp gidiyor . Duvarda asılı duran saatin içinde birbirini kovalayan akrep yelkovan hiç durmuyor. İnsan, zamanın içinde zamanı arıyor! Zamana bırakıyor, acıları,kayıpları,ayrılıkları... Peki ya zaman...Zaman size bırakıyor mu, sizin zamana bıraktıklarınızı? Zaman size ne bırakıyor? Acı, öfke, özlem, pişmanlık... Geçmiş ve geleceğin arasındaki o köprüde ne çok anda duruyoruz. Geleceğe bir adım atmak isterken, bir adımımız geride geçmişte takılıp kalıyoruz. Çünkü ne olursa olsun bir parçamız hep geçmişte kalıyor ve kopamıyoruz. Geçmişi özlüyoruz, anıları, dünleri bir yanımız hala  orda yaşamaya devam etmek istiyor. Ama geçip giden zaman beklemiyor. Aslında insan ömrü o kadar kısa ki bu zaman içinde. Bir güneşin doğuşu ve batışı. Ve zaman yaşamın bize imtihanı. Sevgi,nefret,iyilik ,kötülük tüm bu duygular...